TAVŞAN DUDAKLI VELİ

Veli varoşlarda yaşayan bir ailenin üçüncü çoğudur, Veli dünyaya geldiğinde üst dudağı burnuna kadar yarıktı, annesi Veliyi ilk kucağına aldığında dudağını görünce çok üzüldü gözlerinden yaş dökerek onu kucakladı.
O an, Velinin annesi için her şey yeni bir başlangıçtı. Veliyi sevgiyle sararken, “İçinden Veli” deyiverdi, sanki bu ad sana hayatında bir güç verecek dedi.
Velinin babası yanlarına gelince annesi kocasına bu çocuğun adı Veli olsun, sanki bu isim biraz önce bana söyletildi, O günden sonra, Velinin adı kaderine bir simge olarak yazılmıştı.
İşçi olarak çalışan babası Velinin dudağının tedavisi için Hastaneleri dolaşmaya başlamıştı, ameliyat için istenen para çok fazlaydı, o ücreti karşılamak çok zordu.
Küçük Veli doğumuyla birlikte ailesinin düşüncesi olmuştu, zamanla bu sevgi bir yanda düşünce bir yandaydı, annesi ve babası çocuk büyüdüğünde çevresinde nasıl bir tepki gösterilecekti, çocuk olumsuz söylemlere tahammül gösterebilecek miydi, ameliyat için söylenen rakam çok fazlaydı, nasıl karşılayacaklardı.
Velinin dudağının yarık olması annesini emmesini bile zorlaştırıyordu, annesi sütünü bir kaba sağıp çay kaşı ile Veliye veriyordu, gün geçtikçe ailesi kabullenmiş olsa da komşularının olumsuz dedikoduları ailenin yüreğini ciddi anlamda etkiliyordu.
Aylar sonra Velinin babası yemeden içmeden kısarak ameliyat parasını tedarik etmişti, ameliyat için hastaneye yatış yaptılar, Velinin dudağı ameliyat edildi, ameliyat sonrası dudağındaki yarık gitmiş olsa da dudağındaki iz çok bariz bir şekilde belli oluyordu, yıllar geçti Veli İlkokul çağına gelmişti.
İlkokul yılları, Veli için adeta bir kâbus gibiydi. Mahalledeki diğer çocuklar onun dudakları ile dalga geçiyorlardı. ” Tavşan Dudak!” diye dalga geçiyorlardı, onu küçümsüyorlardı. Veli okula gitmek bile istemiyor, okula gitmekten korkar hale gelmişti.
Annesi ona her zaman oğluna sabırlı olmasını, istiyor, çocukların kendisini üzmelerine aldırmamasını tembihliyordu, ama Veli içindeki güveni kaybetmeye başlamıştı.
Arkadaşlarıyla oyun oynamak Veli için bir tür işkenceye dönüşmüştü. Çocuklar fiziksel ya da sözlü olarak dalga geçerken, Veli sadece sessizce başını eğip yanlarından ayrılıp gidiyordu. Her gün eve dönerken gözleri yaşla dolsa da kimseye gözyaşını göstermiyordu.
Annesi her zaman olduğu gibi “Veliye, sabırlı ol. Hayat bazen insanı zorlar ama sen gücünü kaybetme,” diyerek onu teselli etmeye çalışıyordu. Sabır tavsiyeleri Veliye yetmiyordu. Dışarıdaki dünyada bir yalnızlık içindeydi.
Veli Ortaokul yıllarına geldiğinde düştüğü yalnızlık daha da derinleşmişti. Okula gitmek bile ona zor hale gelmişti. Veli gariban bir ailenin çocuğu olduğundan; ayağındaki ayakkabı, üzerindeki elbise diğer çocukların kıyafetlerinden daha kötü durumdaydı.
Çoğu zaman eve yedikleri ile yetiniyordu, teneffüslerde bir kenara çekilir derslerini tekrar ederken, okulun diğer çocukları Veliye “ Tavşan Dudak” diyerek alay etmeleri hız kesmeden devam ediyordu. Her adımında daha fazla dışlanıyor, arkadaş edinmek giderek daha imkânsız hale geliyordu.
Veli gün geçtikçe daha çok içine kapanmaya başlamıştı. Kendi dünyasını, kimseye göstermek istemediği bir boşluk vardı içinde.
Velinin içinde bir umut ışığı vardı. Annesinin anlattığı eski bir hikâye Veliye yaşama sevinci verdiği gibi dayanma gücü de vermişti bu hikâye.
Veli o hikâyedeki adamın hayatını kendine rol model yapmış, onun azmi ve yaşamla savaşını hep hatırlıyordu. İçindeki bu gücü dış dünyadaki zorluklarla başa çıkmak için kullanmak istiyordu.
Lise yıllarına geldiğinde Veli artık bir delikanlı olmuş biraz daha olgunlaşmıştı. bıyıkları yavaş yavaş çıkmış, ama öğrenci olduğundan bıyık bırakması yasaktı.
Fakat dışlanma hala devam ediyordu. Okulda hiç kimse onu gerçekten anlamıyor gibiydi. Bir taraftan da babası ve annesi ona çok değer veriyor, onu her zaman destekliyorlardı.
Veli bir gün okuldan eve döndüğünde evlerinde kalabalığı gördü, telaşlandı, eve girdiğinde babasını divanda yatarken gördü, öğrendi ki babası fabrikada kaza geçirmiş ellerini makinaya kaptırmış bilekten aşağısı kopmuş ve sargılar içindeydi.
O an Veli’nin dünyası kararmış, sanki hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Diğer kardeşleri kız olmasından, evin yükü bir nevi Velinin omuzlarına yüklenmişti. Artık sadece kendi başına kalmıştı. Geceleri uyumak, gündüzleri ayakta durmak giderek zorlaşmıştı.
O gün yaşadığı acıyla sarsılsa da içindeki bir ses ona sabırlı olmasını ve bu zindandan çıkacağını fısıldıyordu. “Bir gün bende Yusuf gibi bu kuyudan çıkacağım,” diye düşündü.
Bir umut vardı yüreğinde; zorlukların sonunda her şeyin yerine oturacağına, içsel bir huzura ulaşacağına dair içinde bir inanç vardı.
Ve bu düşünce ona hayatını yeniden şekillendirme cesareti verdi. Sorumluluk bilinci ona güçlü olmayı ve her zorluğun sonunda bir çıkış yolu bulmayı öğretmişti.
Veli okul sonrası ne iş bulursa çalışıyor ailesinin ihtiyaçlarını karşılıyor, akşamları derslerine daha çok çalışıyordu,
Nihayet Lise bitmiş, Üniversite sınavına girmişti, bu arada annesi de zengin mahallelere ev temizliğine gitmeye başlamıştı, Babası oğlunun ailesi ve okulu için çırpındığını gördükçe üzülse de elinden bir şey gelmiyordu,
Nihayet üniversite sınavı sonuçları açıklandı, Veli çok iyi bir puan almıştı, okuldan öğretmenleri tercih konusunda Veliye yardımcı olmuşlardı. Veli ilk tercihine yerleşmiş, Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp fakültesi öğrencisi olmuştu,
Veli bıyık bırakmış Dudağındaki iz neredeyse görünmez olmuştu, derslerin ağırlığı çalışmasın neredeyse imkânsız hale getirmişti. Okuldan bir arkadaşının ailesi Ankara’da bir iş adamıydı, arkadaşı Velinin durumunu babasına anlatmıştı, bir gün arkadaşının babası Veliyi görmek için okula gelmişti,
Veli ile tanışmıştı, karşısında yakışıklı pırıl pırıl parlayan bir mücevher vardı, adam Velideki potansiyeli görmüş, Veliyi çok sevmişti, oğluyla birlikte Fabrikaya beklediğini söyledi,
Veli iki gün sonra arkadaşı ile babasının ziyaretine gittiler, adam Veliye Üniversite eğitimi boyunca bütün masraflarını karşılayacağının sözünü verdi, isterse yanında çalışabileceğini söyledi, Veli sevinçten uçuyordu, içi içine sığmıyordu,
O sevincin coşkuya eve geldi Annesine babasına olanları anlattı, evde adeta bir bayram havası vardı, Annesi gözlerinden sevinç gözyaşları döküyordu Veliye dönerek “Sabır Oğlum Sabır” dedi, Veli annesinin yıllar önce anlattığı hikâye aklına geldi, yutkunarak “Evet Anne sabır” dedi.
Veli okuldan arta kalan zamanı arkadaşının babasının ofisinde çalışıyor, okuluna daha çok zaman ayırabiliyordu, yıllar yılları kovaladı, okul bitmiş Veli Doktor olmuş, araştırma görevlisi olarak Üniversitede göreve başlamıştı, günden güne bilgisine bilgi katıyor, başarısına başarı ekliyordu.
Azmi ve sabrı veliyi ülkenin başarılı profesörü yapmış, ailesine yaşadıkları acı dolu yılları unutturmuştu.
Son söz olarak insanın içinde yaşama sevinci varsa, bütün engelleri aşma gücünü varsa yaşama sevincini yitirmemişse önündeki bütün engelleri aşmaması için bir sebep yoktur.
İbrahim BEKLER
Araştırmacı & Yazar
Kültür Bakanlığı Halk Şairi
