ÖNSÖZ

Anadolu, 1919 yılının puslu günlerinde büyük bir sessizliğe gömülmüştü. Toprakların her yanında işgal kuvvetleri dolaşıyor, yorgun ve bitap düşmüş halk, ne olacağını bilemeden endişeyle bekliyordu. Bir zamanlar üç kıtaya hükmeden bir imparatorluğun evlatları, şimdi kendi yurtlarında esaretin gölgesinde yaşıyordu. Ancak bu karanlık günler, aynı zamanda yeni bir doğuşun da habercisiydi.

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında Anadolu’da umut ışığı yanmaya başladı. “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek halkı ayağa kaldırdı. Erzurum ve Sivas kongrelerinde bu toprakların parçalanamayacağı, milletin kendi iradesinden başka güç tanımayacağı ilan edildi. Böylece Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımları atıldı.

Anadolu’nun her köşesinden kadın, erkek, genç, yaşlı demeden herkes bu mücadeleye katıldı. Cephelerde askerler silahla savaşırken, köylerde kadınlar cephane taşıdı, çocuklar bile büyüklerine yardım etti. Sakarya’da, İnönü’de, Dumlupınar’da verilen destansı mücadele, Türk milletinin özgürlük ateşini daha da harladı.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile sonuçlandı. Artık Türk milleti esaret zincirlerini tamamen kırmış, bağımsızlık yolunda son adımları atmıştı. 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla birlikte Anadolu’nun göğünde yeniden özgürlük güneşi doğdu.

Zaferin ardından sıra, bu bağımsızlığın kalıcı ve sağlam temeller üzerine kurulmasına gelmişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları, sadece işgali sonlandırmayı değil, aynı zamanda çağdaş bir devlet düzeni kurmayı amaçlıyordu. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sözü, yeni bir dönemin kapılarını aralıyordu.

23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu iradenin en önemli sembolü oldu. Halk, temsilcileri aracılığıyla kendi geleceğini belirlemeye başladı. Artık kararlar İstanbul’dan değil, milletin kalbi olan Ankara’dan çıkıyordu.

Ve nihayet, 29 Ekim 1923 günü geldi. O gün, Gazi Mustafa Kemal, Meclis’te ayağa kalktı ve tarihi sözlerini söyledi: “Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.” Ardından alkışlarla, coşkuyla Cumhuriyet ilan edildi.

Bu, sadece bir yönetim değişikliği değil; binlerce yıllık bir milletin yeniden doğuşuydu. Artık halk kendi iradesiyle devletini yönetecek, eşitlik ve özgürlük ilkeleri tüm yurtta kökleşecekti. Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı’nın zafer tacı, milletin en büyük emanetiydi.

O günden bu yana her 29 Ekim’de, atalarımızın fedakârlıkları hatırlanır, bağımsızlığın değerini bilerek geleceğe umutla bakılır. Cumhuriyet, Türk milletinin en kutlu destanı ve en büyük gururudur.