Kimlik ve ideoloji-3

Osmanlı’da Türk Kimliği ve Aşağılama Geleneği: Sevr Artıklarının Oyununu Bozmak İçin Tarihi Doğru Okumak

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni etnik kimlikler üzerinden bölmek isteyen Sevr artıklarının planlarını bozmak için önce tarihi gerçekleri ortaya koymak gerekiyor. Bu amaçla, Osmanlı Devleti döneminde “Türklük” olgusunun nasıl konumlandığına bakmak, bugünkü tartışmaların kökenini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Osmanlı’da Türklüğün Yeri: Aşağılanmış Kimlik

Osmanlı’nın çok milletli yapısı ve “ümmet” esasına dayalı yönetim anlayışı içinde “Türklük”, özellikle saray ve merkezi yönetim çevrelerinde ayrıcalıklı değil, aksine aşağılanan bir kimlik olarak görülmüştür. Türkler çoğu zaman köylü, eğitimsiz, “idrak yoksunu” bir kitle olarak tanımlanmışlardır. Ürettiklerinin neredeyse tamamıyla Saray’ın tahıl ve et ihtiyacını karşılayan, savaşlarda ön cepheye sürülen de Türklerdir. Sefalete sürüklenen ve erkeklerini savaş meydanlarında kaybeden Türkler Osmanlı sultanları katında ikinci sınıf bir topluluk olarak algılanmıştır.

Tarihçi Halil İnalcık, Osmanlı merkez bürokrasisinin özellikle 15. yüzyıldan itibaren devşirme sistemi ile şekillendiğini, Türk kökenlilerin üst düzey görevlere getirilişinin ise bilinçli biçimde sınırlandırıldığını belirtir:

“Devletin yönetici sınıfı olan askeriye ve kalemiye, özellikle Rumeli kökenli devşirmelerden seçiliyordu. Türkmenler çoğunlukla taşraya itilmişti.”

Osmanlı’da Türklerin aşağılandığını birkaç örnekle gösterelim:

  1. “Etrak-ı Bi-idrak” İfadesi
    Osmanlı saray çevrelerinde, özellikle Türk köylülerini aşağılamak amacıyla sıkça kullanılan bir tabirdir.

“Etrak” → Türkler (çoğul),
“bi-idrak” → idrakten yoksun, anlayışsız.
Yani: “Anlayışsız Türkler”.

  1. Sultan Veled’in (Mevlânâ’nın oğlu) Türklere Bakışı
    İbtidânâme adlı eserinde şu ifadeye yer verir:

“Rûm’da birçok millet vardır: Rumî, Arap, Acem, Yahudi, Ermeni… Lakin en adi, en aşağı olanları Türklerdir.”
Bir başka sözü:
“Türklerin huyu kötüdür, mizaçları kabadır. Ne zaman bir Türk ile dostluk kursam pişman oldum.”

  1. Osmanlı Divan Şiirinde “Türk” İmgesi
    Divan edebiyatında “Türk”, zaman zaman kaba saba, eğitimsiz ya da aşırı tutkulu bir sevgili tiplemesi için kullanılmıştır.
    Örnek: “Türk gibi âşık olur, bir pula satar canını.” [1]
    (Burada “Türk” kelimesi, düşüncesizce davranan anlamında kullanılmıştır.)
  2. Mustafa Akdağ’ın Tespiti (Celalî İsyanları Üzerine)

“Devlet, Türk köylüsünü yalnızca vergi kaynağı ve savaşta asker olarak görmüştür. Bu yaklaşım, Türkmenlerin gözünde Osmanlı’nın bir ‘Türk devleti’ değil, bir zulüm yapısı olduğu düşüncesini yaymıştır.”

Bu örnekleri verdikten sonra “Türk’ün ölüm fermanı” olarak adlandırdığımız Tanzimat dönemindeOsmanlı aydınları, “Osmanlılık” kimliğini ön plana çıkarırken “Türklük”, taşralı, eğitimsiz ve geri bir kültür olarak görülmeğe başlanmıştır. “Türklüğe” sahip çıkmaya çalışan Namık Kemal gibi aydınlar bile bu aşağılayıcı tutumla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

“Türk” kimliği, ancak Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Namık Kemal gibi fikir adamlarının çabalarıyla 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyılda meşruiyet ve saygınlık kazanmaya başlamıştır.

Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan Türkçülük ideolojisi, konuyu Türkiye Cumhuriyeti dönemine taşımış, Türklük için yeni bir dönem başlamıştır.

Cumhuriyet: Türklüğün Yeniden İnşası

Osmanlı’da aşağılanan, ötekileştirilen ve siyaseten dışlanan “Türklük”, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte egemen kimlik olarak yeniden tanımlanmıştır. Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, etnik değil siyasi bir vatandaşlık tanımı içinde “Türklüğü” yücelterek milletin ortak paydası hâline getirmiştir.

Haluk H. Ongar

(Sürecek

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir