Su Mademki Hayattır

Bir zamanlar bir damla kan, bir damla petrol diyenler vardı…Petrol savaşları hâlâ bitmedi amma, çok yakında petrol savaşlarının yerini su savaşlarına bırakması ne sürpriz ne de şaşırtıcı olacak…
Onun içindir ki petrol tahtında rahat değil. Tahtını fena halde sallayan tek bir şey var.
Su…
Su her geçen gün daha da kıymetleniyor ve değer kazanıyor. Dünya, suyu hoyratça kullanan, değerini hiçe sayan, suyu boşa harcayan, su kaybını ciddiye almayan davranışlarının faturasını ağır bir şekilde ödeyebilir. Su konusunda konuşanlara uzun süre felaket tellalı diyenler şimdi “u” dönüşleri yapmaya başladılar.
Dünyanın çölleşme tehdidi altında olduğunun farkına varıldığı oldukça kritik yıllara girmiş bulunuyoruz.
Gün gelecek bir varil su, en az iki varil petrol edecek diye iddialarda bulunanları zaman haklı çıkardı.
Su hayattır deniyor.
Su mademki hayattır…Suya karşı bu hoyratlığımız ve vurdumduymazlığımız devam ettikçe susuzluk bize hayat hakkı tanımayacak…
Su vatandır deniyor.
Su mademki vatandır…İnsan vatanını sevmez mi, korumaz mı, onu savunmak için gözünü budaktan sakınmayan hal ve hareket içerisinde bulunmaz mı?
Su candır deniyor.
Su mademki candır…insanın canının kıymetini, değerini bilmez mi? Canı gibi sevdikleri için her türlü fedakarlığı yapmaz mı?
Su azizdir deniyor.
Su mademki azizdir…Suya karşı olmadık azizliklerin yapılmaması gerekiyor.
Su en temel ihtiyaçtır deniyor.
Su mademki en temel ihtiyaçtır, bu en temel ihtiyacın hem değerinin hem de kıymetinin bilinmesi gerekiyor. Lafla bilinen kıymetin, kıymeti harbiyesi yoktur. Söylenen lafın ardında kale gibi duruluyorsa o duruş ve o laf dikkate de alınır, değeri ve geçeri de olur.
Bilmemiz gereken artık su zengini olmadığımız…
Henüz tam anlamıyla su fakiri değilsek de, su fakiri olma stresi altında yaşadığımız bir gerçek…
*****
Son yıllarda yeterli yağış alamadığımızı bilmeyen yok. Barajlarımız, göletlerimiz imdat sinyalleri vermeye başladı.
Birçok ilimizde uzun zamandan beri görmeye alışık olmadığımız, hatta bugüne kadar ilk kez yaşanan su kesintileri yapılıyor.
Barajlar, göletler ben bu yükü daha fazla kaldıramam, bende toplanan su bitti bitiyor sinyalleri göndermeye başladı.
Bir zamanlar su zengini diye anılan ülkemiz hızla su fakiri olma yolunda…
Göllerimiz de sular çekildi. O gölleri besleyen dereler, çaylar kurudu, kayboldu. Bildiğimiz kadim göllerin varlığına eski haritalarda rastlanır oldu, sazlıklar kaybolurken o sazlıkları kendine yuva edinen yüzlerce kuş da terk etti gitti artık var olmayan sazlıkları. Bölgelerin ve yörelerin çehresi değişti.
İç Anadolu’da Akşehir gölü yok oldu. Meke gölü neredeyse tarih olmakla yüz yüze. Eğridir golü suların çekilmesiyle ikiye bölündü. Tuz gölünü besleyen çaylar derler kurudu destek veremez oldu göle. Tuz gölü de garipleşti büktü boynunu.
Batıda İznik gölü, Sapanca gölü aynı tehdit altındalar. Vanlıların Van Denizi dediği Van gölü ve Beyşehir gölü de sularının çekilme tehdidiyle karşı karşıyalar.
Kuraklık, yağışların azalması, bilinçsiz su kullanımı susuz kalma tehdidi gibi bir tehditle bizi sınamaya başladı. Metrelerce kar yağan, karlar altında kalan, kardan yolları kapanan şehirlerimize artık kar yağmıyor. Yağmur düşmüyor.
Oldukça kurak mevsimler geçirdik. Özellikle ülkemizin batısı ve Orta Anadolu susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya…
Yağmur dualarına çıkan şehirlerimiz oldu.
Su olmayınca bet berekette ortadan kalkıyor. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biriyken, üretiminde rekor kırdığımız ürünleri ithal etmekle karşı karşıyayız. Su olmayınca tarım da olmuyor.
*****
Bizim çocukluğumuzda öğretmenlerimiz biz su zengini ülkelerden biriyiz diyorlardı.
Ve ekliyorlardı…
Fırat bizde, Dicle bizde, Aras bizde…
Kızılırmak bizde, Yeşilırmak bizde, Kelkit bizde, Sakarya bizde, Meriç bizde…
Büyük ve Küçük Menderes, Gediz bizde…
Seyhan bizde, Ceyhan bizde, Aksu bizde, Göksu bizde…
Van gölü gibi, Beyşehir gölü gibi, Eğridir gölü gibi, İznik gölü gibi, Sapanca gölü gibi, Uluabat gölü gibi göller bizde.
Bu gölleri besleyen çaylar, dereler mevcut.
Cennet gibi bir yurdumuz var.
Bunları dinlediğim yıllar 60’lı yılların ortasına yakın yıllardı.
Nasip oldu bu akarsuların ve göllerin birçoğunu görmek hatta öğrencilerime anlatmak nasip oldu.
O günlerden bugünlere neredeyse 65 koca yıl geçti.
Her birimize gözümüz kapalı Türkiye haritası çizdiren o haritalar üzerinde hangi nehir hangi bölgede, göller yöresi nereye düşüyor, büyük akarsularımızın hangi kolları var diye ezbere saymamızı isteyen öğretmenlerimiz vardı.
*****
Bizim nesil güzel Türkiye’mizin akarsu ve göllerini, Dalaman gibi, Filyos gibi, Bakırçay gibi, Çarşamba gibi, Asi gibi, Çoruh gibi nehirleri dereleri ve çayları ezbere bilirdi. Ezberlemezsek öğretmenlerimiz demediğini bırakmaz, kara tahta önünde arkadaşlarımıza karşı mahcup olurduk.
Daha o yaşlarda Fırat’ı görmeden Fırat’ın, Sakarya’yı görmeden Sakarya’nın kaç kilometre olduğunu, nereden doğup nereden denize döküldüğüne varıncaya kadar anlatabilirdik.
Rahmetli Aşık Veysel, Kızılırmak üzerine diyor ki, “Kızılırmak seni parça parça böleydim / Her parçanı fabrikaya salaydım”
Rahmetli görmeyen gözleriyle o yıllarda zapt edilemeyen Kızılırmak üzerine barajlar yapılmasını işaret eden dizeleri miras bırakmıştı anlayana, dikkate alana…
Boşa akan akarsularımız üzerine uzun yıllar sonra barajlar yaptık. Susuz şehirlerimize göletler yaptık. Suyumuzu bir yandan kontrol altına almaya çalışırken, diğer yandan vahşi sulama denilen sulamaya neden olan kaçak su kuyuları açarak, yeraltı sularımızın canına okuduk.
*****
GAP denen, KOP denen projeler hayata geçinceye ve geçirilinceye kadar çok ama çok uzun yıllar geçti.
GAP Güney Doğu Anadolu’ya hayat verdi.
KOP sulanamayan Konya ovasına can suyu olacak bir projenin adıydı.
Çok geç kalınmakla birlikte, Kop’la ülkemiz önümüzdeki yıllarda yeni bir Çukurova kazanma yolunda…
Belki de ikinci bir Marmara Orta Anadolu’da, Bozkır’da açan bir çiçek neden olmasın…
Öğretmenlerimizin su zengini bir ülkeye sahibiz diye anlatmalarının üzerinden yarım asır sonra, obruklar oluşmaya başladı. Yeraltı sularımız öyle acı sinyaller verdi ki görmezden duymazdan geldik. Obruklar arazileri tehdit etmekle kalmadı, köy ve ilçelerimizi tehdit eder şekilde ilerlemeye başladı.
Obruk sayıları tutulmaz hale geldi geliyor.
Su hayattır dedik tutmadı…Kimse verdiği sözlerde durmadı.
Su kesintilerine isyan edenler, geriye bakıp geriye dönüp, bu kesintilerde bizim de hatamız, bizimde kusurumuz var, biz yıllar önce az yanlış az hata yapmadık diyebilseler çok şey kendiliğinden hallolacak…
Suçu ve vebali iklimlere, değişken mevsimlere atmak, bütün dünya böyle sadece bu durumda olan biz değiliz demek keşke zevahiri kurtarabilseydi…
*****
Bir dönem Emel Sayın’ın seslendirdiği ve dillerden düşmeyen, “Yağdır Mevla’m su…” şarkısını bilirsiniz.
O şarkıda sararan yapraklara, kuruyan topraklara yağdır Mevla’m su diye mısralar vardı.
GAP Projesi öncesinde Güneydoğu Anadolu kurumuş ve çatlamış topraklara sahipti.
Konya Ovası da bir türlü sulanamayan ova olarak anlatıldı durdu yıllarca.
Kuraklık, çölleşme, su israfının önüne geçilememe, yanlışlarda ısrar etme, elimizdeki su kaynaklarını yeterince kullanamama bizi bugünlere getirdi.
Bu durumun adı su fakiri olmak…
Varlık içinde yokluk çekmek gibi bir şey…
“Su Bakanlığı” diye bir Bakanlık kurulması konusunda sanırım oldukça geç kalındı. Devlet Su İşleri pekâlâ Bakanlığa dönüşebilir, bir zamanlar akarsuları, gölleri ve zengin yeraltı sularıyla imrenilen ülkemize çok güzel şeyler kazandırılabilirdi.
