Zengin Şehrin Hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin oldukça zengin bir şehrinde, zenginler birbiriyle yarışırmış. Bu yarışmada gururlu, kibirli kendini beğenen, böbürlenmekte eline su dökülmeyen mağrurlukları ayyuka çıkanlar türemiş. Şehir zenginmiş, insanlar zenginmiş ancak bu hal hiç kimseye yetmezmiş. Akşama kadar konuşulan tek şey altın akçe meselesiymiş. Şehrin kendini sır gibi saklayan zenginleri, bu gelirle bu parayla bizim satın alamayacağımız, hatta olamayacağımız hiçbir şey yok diyorlarmış.  Şehrin zenginliği şehirde var olan altın ve gümüş madenlerinden, ticaretin gelişmesinden, şehrin sevk ve idaresini üzerine alanların, altın ve akçenin önüne kim geçmeye kalksa mâni olmalarındanmış. Bir süre sonra şehirde her pey altınla tartılır olmuş. İnsanlarda ne vicdan kalmış ne merhamet. İtibarları altın ve akçe ile ölçmeye başlamışlar. Şehrin ileri gelenleri çok şımarmışlar.

Payitahtta sözleri öyle geçerliymiş ki, götürdükleri göz alıcı ve pahalı hediyelerin aklını başından almadığı kimse yokmuş. Bir süre sonra şehre gönderecek Bey bulma konusunda sıkıntılar yaşanmaya başlamış. Şehrin en fakiri, birçok şehrin en zengininden daha da zenginmiş. Böyle olunca da şehirde handa kalmak, kervansarayda kalmak aşhanelerde karın doyurmak çok pahalıymış memleketin en pahalı denen şehrinden en az beş kat daha pahalı bir şehirmiş bu şehir. Memleketin yöneticileri orası bizim örnek şehrimiz yüzümüzü ağartıyor, komşu diyarlardan en zengin kervanlar en zengin tüccarlar geliyorlar. Bu şehrin sayesinde, memleketin şanı şöhreti yayılıyor, artıyor diyorlarmış. Sultan, bana demiş öyle zengin birini bulun ki, o şehre Bey yapayım. Böyle bir şehir Beysiz kalmamalı. Vezirler, Sultanım demişler, şehrin en zenginlerinden biri var. Huzurunuza kabulünü bekler. Ne için çağrıldığını bilmez. Sultan gelsin bakalım demiş. Otuzlu yaşların ortalarında bir adam beni istemişsiniz Sultanım diye girmiş Sultanın huzuruna. Sultan, seni demiş kendi şehrine Bey yapmayı düşünürüm. Altı aydır, göndermeniz gereken vergileri göndermezsiniz. Ne oldu, Sultana kafa mı tutar şehrin önde gidenleri? Gazabımdan hiç mi korkmazsınız?

Zengin adam, biz size vergi vermemeye karar verdik Sultanım demiş. Zorla almaya kalkarsanız, vergi toplamaya gelenleri satın alırız. Hatta yanındaki bütün adamları da. Herkesin bir fiyatı vardır lafını bilmez misiniz

Sultanım? Daha ucuza gelir. Senin Beyliğini de istemem demiş adam. Sultan, kelleni alacak olsam bile mi demiş. Sultanın adamlarından biri çekmiş kılıcını dayamış zenginin boynuna. Zengin adam tamam Sultanım demiş ben anlayacağımı anladım. Demek ki hariçten gazel okumak bir yere kadarmış. Almış Beylik beratını varmış şehrine. Açmış iki senedir kapalı olan Bey konağının kapısını, yerleşmiş konağa. Şehrin önde gelenleri ne seni tanırız ne Sultanı demişler, hem senin gücün bize yetmez. Bey, ileri geri konuşanları atmış zindana. Sultanın istediği vergilerin ilk bölümünü toplamış göndermiş. Şehrin gizli zenginlerinin en belalısı, bu bizden aldığın vergi son vergi demiş, çıkar arkadaşlarımızı zindandan. Ya çıkar ya da biz sana ne yapacağımızı biliriz. Bey atın bu kendi bilmezi de zindana demiş.  Gece yarısı Bey konağını yüzü gözü satılı adamlar basmış. Beyin muhafızlarını ve Beyi öldürmüşler. Beyin cesedini getirip şehir meydanına atmışlar.

Ertesi sabah şehir meydanına gelenler Beyin cesedini bulmuşlar. Bu olay Sultanı çok kızdırmış.  Şehir zenginlerine destek veren Vezirini kendi eliyle öldürmüş. Muhafızlarıyla gelmiş şehre, zindancıların serbest bıraktığı Beyin zindana attığı zenginleri, onları serbest bırakan zindancıları ortadan kaldırmış. O gizli zengin, ahalinin içinde kapanmış yere, Sultan o zengini öldürmemiş amma yerden yere çarpmış.

Şehrin o dik başlılığı duraksamış. Şehirde ölüm sessizliği kol gezmeye başlamış. Bu sessizlik şehri fena ürkütmüş. Sultana olan bağlılıklarını göstermek için, meydana altın akçe yığmışlar. A-Sultan akmış ahalinin bir kısmını yanına, o toplanan akçeleri memleketin fakir fukara, yoksul beldelerine dağıtmış. Sonra geri dönüp ahaliyi toplamış meydana, bağırmış çağırmış. Bir daha böyle olaylar yaşanmasına göz yummayacağını çok daha ağır yaptırımlarla geri geleceğini söyleyip çıkmış gitmiş. On gün kadar sonra şehre yeni bir Bey gelmiş. Şehrin önde gelenleri kıymetli ve pahalı hediyelerle gelmişler Bey konağına. Bey, her gelenle tek tek görüşeceğini söylemiş. Bey iki katlı konağın avluya bakan pencereleri olan ikici katındaki odada gelenleri kabul ediyormuş. İlk gelenin önce hediyesini aşağıya atmış, sonra o hediye getireni.  Avluda bekleyenlerden bir Allah’ın kulu kalmamış. Bu yaklaşım şehrin gururlu, kibirli ve mağrur insanlarını kızdırmış. Yeni Bey, Sultanın ortadan kaldırdığı asi zenginlerin mal ve mülklerine el koymuş, o malı, mülkü, altın ve akçeyi, şehre yeni iskân edilen aileler arasında paylaştırmış. Bu hadise şehri patlamaya hazır bir hale getirmiş. Bey ahaliyi şehrin meydanına toplamış.  Şehirde fitne fesadı körükleyen kim varsa yakalatıp getirmiş meydana. Siz demiş açlık bilmezsiniz, yokluk nedir görmediniz. Bugüne kadar insanları altınla akçeyle satın almışsınız. Ne yapılsa zorunuza gidiyor. Bu gidişle sizlerle anlaşmak zor görünüyor. Bu yakaladığım kışkırtıcıları bu şehirden sürüyorum. Onların malını mülkünü de eşit olarak hepinize pay edeceğim. Var mı itirazı olan? Altın lafını duyduktan sonra meydandaki uğultular bir anda bitmiş, ahalinin gözleri parlamış. Bey, sanılanın ve dedikodularının aksine dediğini yapmış, sürdüğü zenginlerin nesi var nesi yok şehirde yaşayan ailelere eşit bir şekilde paylaştırmış. Şehirde tansiyon düşmüş. Gerginlikler sona ermiş. Bey çağırmış aşhane ve han sahiplerini. Siz böyle yaparsanız ticaret gelişmez demiş. En yakınımızda şehirde bir çorba kaç akçe ise, bizde de aynı olacak. Kim fazla bir fiyat koyar ya da talep ederse hanını, aşhanesini dükkanını başına yıkarım. Menfaatleri doğrultusunda alınan kararlardan oldukça memnun olan ahali üç beş ay etliye sütlüye karışmadan işine gücüne bakmış. Şehre sürgün edilenlerden birinin o şehirde sadece doğmuş, hiç kimsenin tanımadığı bilmediği bir akrabası çıkmış gelmiş.  Beli kılıçlı, okuyla yayıyla sadağıyla bir kızmış gelen. Kız, bir hana yerleşmiş. Hancının karısıyla ardından kadının anasıyla ve akrabalarıyla bulup görüşmeye başlayınca, Bey, kızı huzuruna çağırtmış.  Kız Beyim demiş, ben buraya sizi öldürmek üzere gönderildim. Bakın şöyle yapacağız. Ertesi gün Bey, şehrin meydanında dolaşırken, nerden geldiği belli olmayan bir okla vurulmuş. Beyin adamları, beyi alıp götürmüşler. Birkaç saat sonra, bir tellal gelmiş şehrin meydanına,

Ey ahali demiş duyduk duymadık demeyin. Kimin attığı belli olmayan bir okla ölümcül bir yara alan Beyimiz hayatını kaybetmiştir. Cenazesi defnedilmek üzere Payitahta doğru yola çıkarılmıştır. Mevla rahmet eyleye.”

Hemen ertesi gün, şehirden sürgün edilenler gelmişler. Ellerinden alınan mal ve mülkleri için büyük kavgalara girişmişler. Şehirde kan gövdeyi götürmüş. Kimse olayların önüne geçemiyormuş. Sürülenlerin sözcüsü haline gelen adam bana demiş sürgün baba derler, beni on kadar yere sürdüler. Bilendim, kinlendim, öfkem patlamak üzere, ya bu şehir benden aldıklarını bana verir, ya da ben bu şehri hem yakarım hem de benim altınımı akçemi gasp edeni yaşatmam. Ahalinin sözü geçenlerinden biri, rahat dur demiş, geri dönmek için söz verdim diyorsun. Her kime ne söz verdiysen sözünde dur. Sultan, o Beyden daha delisini gönderir, şehrimizden de, işimiz gücümüzden de oluruz. Başta sen canından olursun. Sürgün baba, bana bir şey olmaz demiş, Beyi öldüren oku benim kızım attı. O kız özel yetişti. Kimse onunla baş edemez. Hayalet gibi bir şey. Mevzuyu hancı da biliyor, hancının karısı da. Biliyorsun onlar benim akraba. Kızım şehre ilk geldiğinde onlarla buluştu. Sonra da bizi şehrimizden eden Beyi öbür tarafa gönderdi. Ahali istemese de kendine sürgün baba denen adama ne istiyorsa vermişler. Paramı iki yıl kadar çalıştırdınız onun kârından da pay isterim demiş ne isterse zorla da olsa almış.  Yönetim boşluğundan istifade ederek Beyliğini ilan etmiş. Sultan konuyu tahkik için birilerini göndermiş. Sürgün baba o gelenleri şehre gelmeden bulup ortadan kaldırmış.

Öyle bir sistem kurmuş ki, şehirde kimse nefes alamaz olmuş. Her ailenin malına mülküne akçesine ve altınına el koymuş. Ona zamanın Karun’u demeye başlamışlar. Adamları ona ölümüne bağlıymış. Bey olmadan hüküm vermeye ve hüküm sürmeye başlamış. Bir ay kadar sonra kızı gelmiş şehre. Babam demiş Bey olmadan Beylik taslayanın ömrü uzun olmaz. Gel yol yakınken al şu adamlarını çık git şehirden. Sultan bu şehri başına geçirebilir. Ahalinin her şeyini almışsın. Herkes zengin olacağına, bu şehirde bir ben zengin olayım demek de neyin nesi? Sürgün baba ben demiş onları aç bırakmıyorum. Herkes bana çalışıyor. Adamlarım günlük ne kadar akçe gelmiş, toplanmışsa her akşam bana gelir. Kız vaz geç babam demiş. Bu işin sonu yok. Sürgün baba sen demiş benim yolumu açtın eli titreyerek al şu altınları, bundan böyle ne buraya gel, ne bana akıl ver. Değilse zindanlardan çıkamazsın.

Kız, altınların senin olsun demiş, binmiş atına çıkmış gitmiş şehirden. Ertesi gün, yüzü gözü sarılı biri şehrin kapısına varmış. Muhafızlar demiş, ben bu şehrin yeni Beyiyim. İşte beratım. Söyleyin Sürgün baba denen eşkıyaya buraya gelsin. Muhafızlar, senin beyliğin bize sökmez demişler. Ne sen buraya geldin ne de biz seni gördük.  Eli beratlı adam siz bilirsiniz demiş. Az sonra koca bir askeri birlik, şehrin kapısından içeriye girmiş. Kim mâni olmaya kalktıysa saf dışı bırakmış. Yüzü sarılı adam elinde beratı, Bey konağına gelmiş. Ne kadar muhafız varsa hepsi kaçmış. Kendini bey sanan sürgün babayı yakalamışlar atmışlar elinde berat olanın ayakları dibine. Elinde beratı olan yüzünü gözünü açınca, sürgün baba, sen ha demiş, kızım seni öldürmüştü. Kız çıkmış gelmiş, bu yeni Bey yıllardır benim kocam demiş. bu şehri bu hale getireni bulmak çok uzun zamanımızı aldı. Meğer o aradığımız sen imişsin. Senin cezanı biz değil Sultanımız verecek.

Anlatırlar ki; Bey olmadan Bey olmaya kalkanı Sultan memleketin uzak köşesinden bir kaleye sürmüş. Adamın eli kolu bağlı değilmiş, hür olmasına hürmüş lakin, onun hürlüğü kalenin içindeymiş. Bir daha dışarıya çıkmamış. Beratı elinde olan şehre Bey olmuş, karısı da Bey hatunu. Kendini Bey sananın insanlardan aldığı her ne varsa geri iade edilmiş. Bu kayıpları yaşayan şehir çok kısa zamanda kendilerine yapılanları çarçabuk unutmuşlar. Asilik yapma ve başkaldırma hevesleri defalarca tekerrür etmiş. Huylu huyundan bir türlü vazgeçmemiş. Yıllar sonra, şehrin ahalisi tamamen o şehirden sürülmüş çıkarılmış, lakin, onların yerine gelenler onlara benzemekten geri durmamışlar. Zengin şehrin hikayesine eklemeler yapılmış allanmış pullanmış anlatılıp durulmuş.

Şehir şehire, beratı elinde olan beratı elinde olana, kendini Bey sanan kendini Bey sanana, zengin zengine, zengin kızı zengin kızına, Sultan Sultana, sürgün baba sürgün babaya, tellal tellala, gurur gurura, kibir kibre, han hana, hancı hancıya, zindan zindana, meydan meydana, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Similar Posts