DOST VE DÜŞMAN
DOST VE DÜŞMAN
Yaşadığımız dünya sadece bize ait değildir, ama her canlı ve her insan yerini yurdunu, dostunu düşmanını iyi bilecek, bu dünya ne sadece bizim için yaratıldı, nede yurdumuz ve insanlarımız bir başkasının esareti altında ve güdümünde olmaya layıktır.
İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy konuyu ne özetlemiştir. “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum”
Asil Türk Milletinin geçmişi destanlarla, kahramanlıklarla dolu olsa da, bazı zamanlarda gaflete dalan idareciler ve kişiler yüzünden çok zor durumlara düşmüştür.
Bir gün Kurt ormanda gezerken kınalı kuzuya ve arkadaşlarına rast gelir, kuzuları tepeden aşağıya süzer,
– Kızlar nereye gidiyorsunuz,
– Saçlarınızı taramış, süslenmişsiniz,
Kınalı kuzu;
– Karşı tepeden gidemediğimiz şehri seyredeceğiz;
Kurdun aklına güzel bir fikir gelmiş, kuzuları şehre götürmek için kandırabilirse günlerce açlık çekmeden rahat edebileceğini düşünür ve kuzulara seslenir.
– Hadi, sizleri de şehre götüreyim,
– Uzaktan uzağa bakmakla şehrin güzelliğini yaşayamazsınız,
– Yakından görün,
– İstediğiniz yiyecekleri ve takıları alır süslenirsiniz,
– Bugün gönlünüzce eğlenirsiniz,
– Ben her gün gidip geliyorum,
– Ben size kestirmeden yolu da gösteririm,
– Daha sonra kendiniz gidip gelebilirsiniz,
Kınalı kuzu ve arkadaşları, kurda güvenmezler, ama içlerinde şehri görme heyecanı birden ateşlenir. Kınalı kuzu:
– Hayır, biz seninle gitmeyiz,
– Biz sana güvenmiyoruz,
– Sen bize zarar verirsin,
Kurt hemen şöyle seslenmiş:
– Kuzular ben size niye zarar vereyim,
– Bak şu ormanda komşu değil miyiz sizinle,
Kuzular:
– Tamam, komşuyuz ama sen bizim düşmanımızsın,
Kurt:
– Ama da yaptınız kuzular,
– Benim düşmanlığım sizinle değil, anne ve babalarınızla,
– Ben sizinle neden düşman olayım ki?
Kuzular:
– Bilmem,
– Ama biz yine de sana güvenmiyoruz,
– Sen bizi yolda yersin,
Kurt:
– Canım, hiç öyle şey olur mu?
– Ben hiç yol arkadaşıma zarar verir miyim?
– Hem ben yanınızda iken başka hayvanlar size hiçbir şey yapamazlar,
– Şehirde çok tanıdık arkadaşlarım var,
– Sizi onlarla tanıştırırım, çok iyi vakit geçirirsiniz,
Sonunda kuzular kurdun tatlı sözlerine kanmışlar ve cümbür cemaat patika yoldan ilerlemeye başlamışlar, dereden tepeden karanlık vadilerden geçmişler,
Birden gök gürlemeye başlamış, korkunç şimşekler çakıyormuş, kuzular çok korkmuş, geri dönseler yolu bulamazlar, kurda güvenmekten başka çareleri kalmamış, kuzu kuzu kurdun peşine düşmüşler.
Birden yağmur bastırmış, sanki gök delinmiş kovadan su boşalıyormuş üzerlerine,
Kurt:
– Kuzular biraz koşalım,
– Şu ilerde bir in var,
– Orada yağmurdan korunuruz,
– Sizlerde yumuşacık tüyleriniz kurutursunuz,
Kuzular peki deyip koşmaya başlamışlar, bir hayli koştuktan sonra kurdun dediği ine gelmişler,
Kurt:
– Hadi kuzular içeri girin,
– Ben ateş yakmak için odun toplamaya gideceğim,
– İnin ağzını taşlarla kapatayım ki başka hayvanlar sizi görmesin,
– Size zarar vermesinler,
Kurt inin ağzını kocaman kocaman taşlarla kapatmış, kuzuların dışarı çıkma şansı hiç kalmamış, kuzular gerçeği anlamışlar ama iş işten çoktan geçmiş,
Kurt dışarıda ulumaya başlamış, karşı yamaçlardan başka kurtlarda uluyarak haberleşmişler, bir müddet sonra inin ağzında kocaman bir kurt sürüsü oluşmuş,
Kuzular korkudan tir tir titriyorlarmış birbirlerine sokularak.
– Arkadaşlar artık sonumuz geldi,
– Biz kurda inanmakla çok büyük hata yaptık.
Kınalı Kuzu;
– Annem hep derdi,
– Düşmanın yüzü gülse de,
– İçindeki düşmanlık ateşi asla sönmez derdi,
– Çok doğru söylemiş annem,
– Keşke annemin öğütlerini dinleseydik,
– Çocukça ve gafilce kurda inanmasaydık,
Diğer kuzular:
– Keşke annelerimiz sahiplerimize haber verseler de,
– Gelip bizi kurtarsalar,
Dışarda kurtlar uluyor, oynaşıyorlar, sevinç dansları ediyorlardı, aralarında sohbet ediyorlar, kuzuları nasıl yiyeceklerinden bahsediyorlardı, kuzular bu konuşmaları duydukça kalpleri korkudan duracak gibi oluyordu,
İçlerinden siyah olan kurt birden inin kapısına sıçradı, arkadaşlar üç gündür açım, bir lokma et yemedim, benim sabrım kalmadı diye uludu.
Kuzuları kandıran kurt hemen atıldı,
– Sabret hele,
– Görmüyor musun dışarıda kıyamet kopuyor,
– Dağları duman sis kapladı,
– Tam bizim istediğimiz bir hava,
– Kurt sisli ve puslu havayı sever,
– Biraz sabret acelemiz ne?
– Bu havanın tadını çıkaralım,
– Kuzular zaten avucumuzda,
Siyah kurt:
– Peki öyle olsun dedi,
Akşam olmak üzereydi, koyunlar eve geldiler, ama kuzuları arkaçta yoktu, acı acı melemeye başladılar, sürü sahibi koyunların yanına vardı, baktı ki kuzulardan birkaçı yok, sürünün en sevimli olanı kınalı kuzuda yoktu, birden telaşlandı,
Komşularına haber etti, çobanlar tüfeklerini ve köpeklerini alarak kuzuları aramaya çıktılar.
Yağmur nedeniyle köpekler kokuları bulamıyordu, yağmur ve sel suları kuzuların kokusunu silmişti, aramaya başlayalı iki saat olmuştu, hala hiçbir iz bulamadılar.
Karşı dağdan kurtların ulumalarını duyuluyordu, tecrübeli olan çobanlar hemen ulumaların manasını çözdüler,
En yaşlı ve tecrübeli olan çoban;
– Arkadaşlar bu kurtların ulumaları farklıdır,
– Kurtlar tehlike hissettiğinde farklı ulur,
– Bir av bulduklarında farklı ulur,
– Bunlar bir av bulmuşlar,
– İnşallah bizim kuzular olmaz avları,
Hızlıca seslerin geldiği yöne koşmaya başladılar, yaklaştıkça köpekler kurtların kokusun aldılar, kuyruklarını kaldırıp, yelelerini kabartarak çobanların önünden koşmaya başladılar,
İnin olduğu yere yaklaşınca gözcü kurt korkunç bir şekilde uludu,
Tecrübeli çoban
– Bakın işte bu kurdun tehlikeyi hissettiğinin haberidir,
– Arkadaşlarına tehlikenin geldiğini haber ediyor,
– Arkadaşlar bizim kuzular büyük bir ihtimalle burada,
– Allah verede sarp bir yere sığınmış olsunlar,
Çoban Köpekleri korkusuzca kurt sürüsüne daldılar, hırlama ve boğuşma sesleri gecenin karanlığın param parça ediyordu,
Çobanlar üst üste silahlarını ateşlediler, ama sesler bir türlü kesilmiyordu, inin içindeki kuzular sahiplerinin geldiğini hissetiler, ama boğuşma sesinin şiddetinden ve korkudan bir türlü sevinemiyorlardı,
Bir ara köpeklerden birinin çok acı bir şekilde havlaması duyuldu, tecrübeli çoban;
– Çocuklar kurtar köpeğin birini parçaladı galiba,
– Hemen şuraya bir ateş yakalım,
– Kurtlar ateşten korkarlar,
– Yoksa bu boğuşma sabaha kadar sürer,
– Köpekler yorgun düşerse kurtlar bizde saldırabilirler.
Çobanlar ellerindeki çıranın şavkında odun buldular, ıslanmış olan odunları tutuşturmak bir hayli zamanlarını alsa da ateşi iyi gürleştirdiler, ateşin şavkında kurtlar ve köpeklerin boğuşması görünüyordu,
Çobanlar kurtlara silahları ile ateş de edemiyorlardı, alaca karanlıkta hangisi köpek hangisi kurt olduğu net bir şekilde gözükmüyordu,
Çobanlar ellerine ocaktaki ateşten aldıkları ateşli odunlarla kurtların olduğu yere yürüdüler, gerideki çobanlar elleri silahların tetiklerinde bekliyorlardı, kurtlar çobanlara saldırırsa ateş edeceklerdi,
Çobanlar ilerledikçe ateşten korkan kurtlar kaçışmaya başladılar, gerideki çobanlar üst üste ateş ettiler, gecede yankılana silah sesi kurtları iyiden iyiye korkutmuştu,
Nihayet boğuşma sesleri kesilmişti, olay yerine vardıklarında ortalık korkunç gözüküyordu, köpeklerden ikisi çok ağır yaralıydı, boyunlarındaki kanca sayesinde boyunları korunmuştu, boyunlarından darbe almamışlardı,
Çobanlar bir ateşte buraya yaktılar, köpeklerin yarasına baktılar, sağlam olan köpekler yorgunluktan dilleri bir karış dışarıda soluyorlardı soğuk havada ağızlarından çıkan buhar çok belli oluyordu,
Ateşin yandığını gören kuzular melemeye başladılar, çobanlar kuzularına baktılar kuzularda bir zarar ve eksik yoktu,
Yaşlı ve tecrübeli çoban;
– Çocuklar aman dikkati olun,
– Bu kurt sürüsü her şeyi göze almış,
– Bizim bir boşluğumuzda her an bize saldırabilirler,
– Onlar buradalar halen bir yere gitmediler,
– Şu tepelerden bize bakıyorlardır şimdi,
– Çevremize ne kadar çok ateş yakarsak o kadar güvende oluruz,
– Sabaha kadar buradayız,
– Gecenin bu vaktinde yola çıkarsak kendimizi kurtların kucağına atmış oluruz dedi.
O gece sabaha kadar çobanların hiçbiri uyumadı, tepelerden yer yer kurt ulumaları geceye korku salıyordu.
Şafak söküp ortalık ağarınca geceki savaşın şiddeti daha net görülüyordu, her taraf kan revan içindeydi,
Yaralı kopekler acıdan sızlanıyor, sahiplerinin ellerini yalıyorlardı, güneş tam tepelerine yükselince, kuzular önlerinde, yaralı köpekler kucaklarında patika yollardan ilerleyerek evlerine vardılar,
Yavrularına kavuşan koyunlar meliyor yavrularını kokluyor, sahiplerinin yüzüne bakarak sanki teşekkür ediyorlardı.
Koyunlar kuzularına;
– Bakın kuzularım,
– Bu yaşadığınız siz bir ders olsun,
– Ne şehrin ışıltına aldanın,
– Nede düşmanların ve kötü niyetli kişilerin sözlerine aldanın,
– Her kişi yerini ve nereye ait, olması gerektiğini bilecek,
– Görmüyor musunuz kuzularım,
– Çevremiz düşmanlarla dolu,
– Sahiplerimiz ve kahraman çoban köpekleri olmasaydı,
– Bugün sizlerle birlikte olamazdık,
– Aklınızı başınıza toplayın,
– Ya birlikte var olacağız,
– Ya da tek tek yok olacağız,
– Hiçbirimiz ayrı ayrı hayallerin peşinde koşmayalım,
Koyunlar ve kuzular o günden beridir hep peş peşe giderler, bizlerde öyle olmalıyız, birbirimize kenetlenmeliyiz,
Yakın tarihimiz de Asil Türk milletinin çevresini saran düşmanlardan bilge liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurtuluş savaşı vererek yurdumuzu ve neslimizi düşmanlardan kurtardık.
Hikâyeden çıkarılacak ders: Her söze ve güler yüze inanmamak, dostunu düşmanını iyi bilmek gerekir.
Bizim bizden (Türkün Türk’ten) başka dostu yoktur.
İbrahim BEKLER
Eğitimci & Araştırmacı yazar
