Bu Hikâye Uzun Bu Hikâye Derin

Bizim coğrafyamız, Türk Milletinin coğrafyası yani bin yıldan daha fazlası daha da ötesi Anadolu.

Bu coğrafyada destanlar, hikâyeler ne kısadır ne kestirmeden gidilen kestirip atılan cinstendir.

Bu coğrafya istila görmüş, işgal görmüş…

Bu coğrafya hile görmüş, yalan görmüş, talan görmüş…

Bu coğrafya hain görmüş, hıyanet görmüş, işbirlikçi görmüş…

Bu coğrafya, dost diye bilinenlerin dostunu sırtından hançerlediğini görmüş, güvendiği dağlara unuttuğu kadar yağan karlar görmüş…

Bu coğrafya, pusu görmüş, puslu hava görmüş, hile görmüş, entrika görmüş, oyun üzerine oyun görmüş…

İşte onun içindir ki…

Bizim hikâyelerimiz uzun ve derindir. Kimsenin yazdığına anlattığına benzemez.

Biz zaten hikâyenin ne denli uyduruk olduğunu, yalandan olduğunu daha ilk cümlesinden bilenlerden olduğumuzdan, aramızda hikâye üzerine kül yutmazlar vardır.

Şimdi efendim, bizim coğrafyamız üzerine bildik bileli ne hikâyeler yazdılar ne uyduruk haritalar çizdiler ne sinsi planlar yaptılar saymaya kalksak bir ay konuşuruz da yenileri eklenir gelir konuşmamız sürer gider…

*****

Biz bu hikâyeye nereden başlasak bilmem.

Bizim hikayemiz içli biraz.

Az biraz karamsar…

Acıklı yönü çok.

İçinde hiç mi iyi bir şey yok?

Olmaz olur mu?

Var elbet…

Yalnız…

Bu hikâye uzun bu hikâye derin…

Bir açılımı gibi memleketin, ülkenin…

Bu hikâye yeni bir dönemin hikâyesi gibi dursa da…

Yeni değil…

Yani pek yeni sayılmaz.

Bize eski…

Yoldan çevirseniz insanları sorsanız şöyle bir geçmişi, birkaç cümleyle anlat bir şeyler deseniz.

Kimi kaçar uzaklaşır…

Kimi benim anlatacak bir hikayem yok der…

Kimi birkaç cümle eder…

Kimi kitabi…

Kimi gönülden…

Kimi goygoy mukabilinden…

*****

Bu hikâye bizim hikâyemizdi. Ne yılan hikâyesiydi ne de yalanlarla işi vardı.

Baştan ayağa gerçekti…

O kadar çok mesele huzuru mahşere kaldı ki…

Bu huzuru mahşer mevzusu anlatılanlara bakılırsa ayağını gazdan çekmeden aynı minval üzere devam ediyor.

Yaprak dökümleri, cenazelerde buluşmalar da açmadı kimsenin gözlerini…

O zamanda bu hikâye derinden daha derin bir mevzu haline geldi.

Anlatılan iki satır şeyin üzerine, şiirler, romanlar, hikâyeler yazılıyor. Diziler, filmler çekiliyor.

Hikâye kendini derinlerden daha derinlere gömerek o derinliği bilinemez boşluğun içerisinde yoluna devam ediyor.

Ömür Göksel’in, “Ah ile vah ile geçti bu ömrüm, yaşadım mı öldüm mü anlayamadım…” diyor ya o güzel şarkısı…

Daha başka nasıl anlatabileceğiz bu hikâyeyi…

*****

Söz verilenlerin hikayesi, verilen sözlerin tutulduğu gün noktalanır.

Değilse, sorular, tahminler, yorumlar, tevatürler, rivayetler tur atar her tarafta…

Kimi yalan yanlış der…

Kimi altına imzamı atarım diye ileri fırlar, sonra bir anda ortalardan kaybolur.

Kimi ben demedim, dediklerim başka yerlere çekildi, cümlelerim cımbızlandı diye söylediklerinden feragat etmek için çırpınır.

Laf ola beri gele mi dersiniz?

Laf ola etliye sütlüye karışmaya…

Laf ola zülfüyâra dokunmaya…

Laf ola “Üfürükten teyyare selam söylen o yâre…” dediklerinden ola mı dersiniz?

Siz bilirsiniz…

Sonra da diyorlar ki…

Bu hikâye yazılamadı…

Bu hikâye anlatılamadı…

Neden?

Bu hikâye uzun, bu hikâye derin de ondan…

*****

Mesele hikâye değil mi?

Yazan yok, yazmaya niyetlenen yok…

Sonra anlatan yok, anlatmaya niyeti olan yok…

Ortada bir hikâye olsa konuşan olur, üstüne bir şeyler diyen olur, birileri bir yerlerden bir girizgâh yaparlar en azından…

Neden mi bu hikâye konuşulamayan?

Millet öldük diyor…

Bittik diyor…

Yandık diyor…

Gören olsa, duyan olsa, dönüp de bir bakan olsa çok şeyler denecek söylenecek diyor…

Diyor demesine de…

Kendin söyler kendin dinlersen o anlatılanlardan hikâye olur mu?

O çekilenlerden bir hikâye çıkar mı?

Her hâlükârda çıkar çıkmasına da…

Cümlenin devamında “da” eki var…

İşte o “da” eki, delinin teki…

Hikâyenin tuzu biberi…

O ek olmasa, yazılmaz da okunmaz da bu hikâye…

İnsanlar atmışlar kendilerini yaz sıcağında sokaklara, meydanlara…

Güneş çarpar, başımıza sıcak geçer, şeker fırlar, kalp tekler, tansiyon hastanelik eder demiyorlar.

*****

Biz Türk’üz…

Bizim bizden başka dostumuz yok, kardeşimiz de…

Yetmedi mi dövüştüğümüz birbirimizle?

Yetmedi mi sataşmamız?

Yetmedi mi atışmamız?

Bu coğrafya bizim…

Türk Milleti olarak biz fethettik biz elimizde tuttuk biz savunduk bu coğrafyayı…

Biz vatan yaptık kendimize Anadolu’yu…

Ne Araplar ne İranlılar vardı yanımızda ne öteki ne beriki…

Bu hikâye uzun, bu hikâye derin…

Dağı taşı, ovası, yaylası, akarsuyu, gölü, gülü, çiğdemi, nevruzu tek şahidi memleketimin…

Similar Posts

  • MADDE BAĞIMLILIĞI SIKÇA SORULAN SORULAR-1

    BİR UYUŞTURUCU MADDEYE NE KADAR KISA SÜREDE BAĞIMLI OLUNUR?Bağımlılık Dünya Sağlık Örgütü tarafından biyolojik, psikolojik ve sosyal bir rahatsızlık olarak tanımlanmaktadır. İlk kullanımla birlikte bir döngü içerisinde yavaş yavaş gelişen; bireyin beden, ruh ve sosyal düzenini olumsuz yönde etkileyen bir beyin hatalığıdır. UYUŞTURUCU MADDEYİ BİR KERE DENEMEK İSTIYOUM. ZARARI OLUR MU?Bireyleri öncelikle kullanıma sonrasında ise…

  • HİCVETTİM

    Nazi rejiminin verdiği kesim kararlarını Reich Ormancılık Dairesi engelleyebilmişti. Nazi Almanyasında bile çevre tartışılıyordu. Otoyollar, tren yolları doğal örtüyü tahrip edemezdi. “Doğal manzara koruma soruları ve doğaya uyumlu teknoloji üstüne hararetli kamusal tartışmalar, totaliter Nazi devletinde bile mümkündü.” Joachim Radkau, Doğa ve İktidar eserinin son bölümünde Nazi Almanyasının bile bugünkü bazı totaliter rejimlere kıyasla çevre…

  • AĞUSTOS AYININ TÜRK TARİHİNDEKİ ÖNEMİ;

    Türkler de Ağustos ayının ayrı bir önemi vardır.Ağustos ayı zafer ayıdır.Bunları tarihi akışlara göre sıralayalım:30 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.Sultan Alparslan komutasındaki Büyük Selçuklu Ordusu büyük zafer kazandı.Bu zaferle birlikte Anadolu Türklere yurt olmaya başladı.11 Ağustos 1473 Otlukbeli Savaşı Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan arasında oldu.Uzun Hasan’ın…

  • Kamçatka depremi ve Türk Dünyasının Uzak Halklarına Bir Bakış

    8.8 büyüklüğündeki son depremin Pasifik kıyısında tsunamiye yol açtığı Kamçatka’da, Rus yetkililer can kaybı olmadığını ve erken uyarı sistemlerinin etkili çalıştığını bildirdi. Deprem sırasında patlayan Klyuchevskoy Yanardağı ile deprem arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığı açıklandı. Türkiye’den daha büyük bir yüzölçümüne (464.275 km²) sahip olan Kamçatka’da, İtelmenler, Koryaklar ve Evenkler gibi yerli halklar yaşıyor. Bu halkların,…

  • Hami’nin Hikayesi

    Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde haset fesat bir adam yaşarmış. Onu bunu eleştirir, laf taşır, kulp takar sonra olan biteni keyifle izlermiş. Önceleri oldukça derinden gidiyormuş, bakmış ki, foyası ortaya çıkacak daha derinlere inmiş. Ahali hasede bak demişler, tertemiz oldu. İyilik meleği kesildi. Az bir zaman daha geçmiş. Adamın geçmişte yaptıkları adeta…

  • TESLİMİYET

    “gerçek hayat hikayesinden aktarılmıştır” Yaşlı adam yattığı yerden doğruldu dışardan gelen sese kulak kabarttıktan sonra gelinine seslendi.— Dışardan gelen ses ezan sesimi kızım?— Yok baba sela veriliyor— Bugün cuma mı ki?— Yok. Cenaze var herhalde. ( Gelin haberi kayınbabasına alıştıra alıştıra söylemeye hazırlanıyordu)— Kimmiş? Bi dinle bakayım dedi kısık ses kesik nefesleGelini pencereyi araladı. Sela…