ORGANİK ŞİİR

Edebiyat camiasına adım attığımdan beridir muhatabı olduğum “Soy isminiz gerçekten YAZAR mı?” sorusuna verdiğim “Evet” cevabının ardından aldığım karşılıkta ilginçtir. “Ha bende sanmıştım ki hani edebiyatla ilgileniyorsunuz ya kendiniz koydunuz soyisminizi”

İnsanlara kızmamak lazım,. Kızmıyorum da. Piyasada isminin başına “Araştırmacı yazar, Şair, Ozan, Düşünür ” unvanlarını koyan o kadar çok kalemdaşımız var ki…
( Burada yukarıda saydığım sıfatları hak eden insanları tenzih ediyorum. )
Kişi dört tane şiir! Yazıp da, etrafından da
-Yüreğinize sağlık ÜSTAT/ÜSTADEM!
-HOCAM kaleminiz var olsun.
İltifatlarını alınca isminin başında eksik olan unvanını kendisi koyuveriyor.
Ve bir zaman geliyor ki ayaklar yerden kesilmiş. Göğe doğru kanat çırpmakta.

Geçmiş gündü, arkadaşımın birisi bir sohbet esnasında kendisinin günde 6-7 şiir yazdığını söylemişti. Ben de ona kibarca
-Çok sık şiir yazdığında ortaya çıkan şiirlerinin zorlama, suni, tatsız, tuzsuz olabileceğini söylemiştim. Az yaz öz yaz lezzetli olsun demiştim.
Arkadaşım benim bu sözüme maalesef bozulmuştu. Halbuki kendini geliştirme gayreti içerisinde olan insan yapıcı eleştiriye açık olmalı herzaman…

Neyse konuyu kısaca toparlayacak olursak, bazen manav reyonlarında bazı meyve sebzelerin olması gereken ebadından çok büyük ( hormonlu ) , tadının olması gereken lezzetiyle alakasız olduğunu biliriz.
Yani dilimize dolanan tabiriyle Organik (doğal yollarla yetiştirilmiş) ürünlerin yerini tutmaz.
Bundan sebeptir ki şiirinde, düz yazınında Organik (doğal) zorlamasız olanının tadı bir başka olur. Okuyucuyu sarıp sarmalar kendisini okutur illaki…

Şunu da belirteyim ki ben de henüz edebiyatın talebesiyim. Tevazum gereği aldığım terbiye gereği yazarlıkta da şairlikte de öyle büyük bir iddiam yoktur.

Bu arada gerçek ustalarımın, hocalarımın karşısında saygıyla ceketimi iliklerim.
Her daim…

Adem YAZAR

( Adrese Teslim / NOTLAR )

Similar Posts

  • Balık Kavağa Çıktı mı?

    Sormuşlar ulu kavağa… Balık kavağa çıktı mı? Çıktı demiş, ancak aramızda sır…Çıkamaz diyenler, düşünsün dursun isterlerse bir asır… Memleketin üç tarafı derya deniz. Balık bol, balık çeşitli. Her çay kenarı, dere kenarı, nehir kenarı kavak, söğüt. Yeşillikler maviliklere karışmış bir vaziyet… Çay balığı, dere balığı, nehir balığı göl balığı da bol… Diyorlar ki… Ne olacak…

  • Kimlik ve ideoloji-3

    Osmanlı’da Türk Kimliği ve Aşağılama Geleneği: Sevr Artıklarının Oyununu Bozmak İçin Tarihi Doğru Okumak Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni etnik kimlikler üzerinden bölmek isteyen Sevr artıklarının planlarını bozmak için önce tarihi gerçekleri ortaya koymak gerekiyor. Bu amaçla, Osmanlı Devleti döneminde “Türklük” olgusunun nasıl konumlandığına bakmak, bugünkü tartışmaların kökenini anlamamıza yardımcı olacaktır. Osmanlı’da Türklüğün Yeri: Aşağılanmış Kimlik Osmanlı’nın…

  • Taşlamalar

    Utanmanın enayilik sayıldığı günler yaşıyoruz. Hırsızlık adı konmamış yasal hak. Yeter ki bizden ol… Bu durumda gerçek mizahın ciddi bir yazım ve çizim olduğuna inanan emekçilerine üzülerek de olsa gün doğuyor. Ben çizgi ve taşlamalarımla naçizane katkıda bulunmaya çalışıyorum. İşte taşlama örneklerimden bazıları… Mehmet ÖZKENDİRCİ

  • MER’A

    “Mer’a kadimden beri mer’adır. Hususiyeti değiştirilemez.” Kanunnamelerde böyle yazar ve bu hüküm Türklerde kadimden beri var. Cengiz yasalarında da geçer. Mera üzerinde padişahın bile hakkı yokken ne günlere kaldık?. Sözde Osmanlıcıların Osmanlı’dan bile haberi yok. Otlaklar hayvanlarındır. Artık GES yersiniz. Meraları maden için, üniversite için, toplu konut için, tarla için, GES için gözden çıkaranlar kesinlikle…

  • Üreten İnsandan Yok Eden Yaratığa

    1940’lı yıllara kadar Anadolu’nun yoksul köylerinde yanan bir ışık vardı. Bu ışık yalnızca gaz lambalarını değil, Türk ulusunun ruhunu da aydınlatıyordu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, hiçbir dünya devletinin cesaret edemediği bir hamle yapıldı: Köy çocuklarına yalnızca okuma yazma değil, üretme kudreti kazandırıldı. Tarlada çalışan çocuk aynı zamanda marangozdu, keman çalıyor, şiir yazıyor, tiyatro sahnesinde rol alıyordu. Uçak üretiyor, torna kullanıyor,…

  • Süper Vali”nin İnsanî Portresi

    Halka Yakınlık ve Samimiyet Recep Yazıcıoğlu, “Süper Vali” ya da “Efsane Vali” unvanlarıyla anılmasının temelinde, bürokrasinin klasik mesafesini yıkan, halkın arasına giren tavrı yer alır. Formaliteyi bir kenara bırakarak “Kapıyı vurmadan girebilirsiniz” gibi ifadelerle bürokratik yapıyı samimiyete dönüştürmüştür ([Akis Haber], [sabithaber.com]). Giysi tercihlerinde bile resmiyetten uzak, tişört veya şortla halkın arasına karışmış; dağda, köyde, sporda…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir