Kimlik ve ideoloji_ 4

Kimlik ve ideoloji_ devamla

Burada yazımıza Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bağı sorgulamak istedik.

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasındaki Bağ

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkinin niteliği, Karşı Devrim sürecinde en çok tartışılan konuların merkezinde yer almıştır. Bir kesim Osmanlı Devleti’ni tümden yok sayarak, yapılan her şeyin Cumhuriyet ile gerçekleştiğini ileri sürmekte; diğer bir kesim ise Cumhuriyet’e kin duyarak, onun Osmanlı ile bağları kopardığını, gelenekleri bozduğunu iddia etmektedir.

Bu iki görüş de sağlıksızdır. Gerçekte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Osmanlı Devleti birbirinden kopuk değil, sürekliliği ortaya koyan sıkı bağlarla bağlıdır
Osmanlı’nın son döneminde başlatılan çağdaşlaşmak çabaları ve toplumsal dönüşüm arayışları Cumhuriyet rejiminin kuruluşuyla başlayan Türk Devrimi ile hayata geçirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin içinde boğuştuğu siyasal, sosyal ve ekonomik sorunların çözümü için fikir ileri süren gruplar temelde üçe ayrılmıştı. Bunlar Türkçüler, İslamcılar ve Garpçılar (Batıcılar) olarak adlandırılmıştır. Bu gruplar arasında değişim ve dönüşüm isteyenlerle değişim ve dönüşüme karşı olanların mücadelelerine tanık oluyoruz.

Türkçüler ulusal kimliği merkeze alırken, İslamcılar dini referanslarla toplumsal düzeni sürdürmeyi savunmuş, Batıcılar ise modernleşmenin Batı kurumları benimsenirse çağdaşlaşılabilineceğini ileri sürmüştür.

Bu akımlar aralarında çatışırken, Cumhuriyet’in siyasal ve toplumsal tercihlerine yön veren bir birikim yaratılmıştır. Dolayısıyla Osmanlı ile Cumhuriyet’i kesin çizgilerle birbirinden ayırmak, günümüzdeki sorunların çözümünü engelleyen en büyük yanılgılardan biridir.

Bir yanda yalnızca Osmanlı’nın sınır genişliğiyle övünen, diğer yanda Osmanlı’yı bütünüyle dışlayıp yalnızca Cumhuriyet’in kazanımlarını yücelten anlayışların karşısında, doğru bakış açısı bu iki dönemin birbirini tamamlayan halkalar olduğunu görmektir.

Bağların Somut Örnekleri

  • Dil ve Alfabe: 1860’lardan itibaren yeni yazı arayışları başlamış, Enver Paşa’nın girişimleri ve Genç Kalemler’in dili sadeleştirmek hareketi Türk Devrimi’nin sosyo-kültürel sacayağında yeni yazının kabulün temeli olmuştur.
  • Hukuk: Yeni Osmanlılar, Genç Türkler ve İttihat ve Terakki’nin hukuk birliği çabaları; Tanzimat döneminde Âli Paşa’nın Fransız Medenî Kanunu’nu çevirtişi ve Cevdet Paşa’nın Mecelle hazırlıkları yine Türk Devrimi’nin sosyo-kültürel sacayağındaki adalet sistemine öncülük etmiştir.
  • Kadın Hakları: II. Meşrutiyet yıllarında kadın örgütleri kurulmuş, kadınlar hakları için mücadeleye başlamışlardır; Türk Devrimi bu birikimi Medenî Kanun ile sonuçlandırmıştır.
  • Eğitim: Osmanlı’da başlayan mektep–medrese tartışkası, Cumhuriyet’te laik eğitim sistemi ile çözüme kavuşturulmuştur.
  • Ekonomi: “Millî İktisat” arayışları, Kırım Savaşı sonrası Batı mali boyunduruğuna tepki olarak doğmuş; Türk Devrimi’nin “Bağımsızlık” ilkesi temelinde çözümlenmiştir.
  • Rejim: II. Meşrutiyet sonrası güçlenen “cumhuriyet” fikri, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışıyla gerçeğe dönüşmüş, Cumhuriyet rejimine geçilmiştir.

Osmanlı döneminde atılan bu adımları halk tarafından benimsenmediği ve toplumsal bir dönüşümü gerçekleştiremediği için “devrim” sözcüğüyle tanımlayamıyoruz. Bütün bu ve diğer atılımlar Türk Devrimi ile birlikte hayata geçtiği için “devrim” sözcüğü tam anlamıyla ifadesini bulmuştur.[1] Meşrutiyet adımlarını, özellikle de II. Meşrutiyet’i bir devrim olarak tanımlamak Türk Devrimi üzerine gölge düşürür. Meşrutiyet hareketleri toplumsal dönüşümü gerçekleştirmemişlerdir.


Türk tarihinin yüzbinlerce yıllık sürekliliği içinde devlet geleneği kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bu zincirin son halkaları Osmanlı ve Cumhuriyet’tir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’dan aldığı birikimi devrim hamuru ile yoğurmuş, çağdaş dünyada yerini almıştır.

Osmanlı ile Cumhuriyet’i rakip gibi gören zihniyet ülkeye yarar getirmez, aksine keskin kutuplar oluşur ve oluşmuştur da. Türk devlet geleneği, Türkistan’dan Selçuklu’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e kesintisiz biçimde aktarılan bir bütünlüktür. Bu bütünlük, Türk milletinin tarih sahnesinde köklü bir çınar gibi yükselişini sağlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bu çınar, köklerini derinlere salmış, dallarını sonsuzluğa uzatmıştır. Türk milleti, bu köklü geleneğiyle geleceğe yürümeye devam edecektir


[1] Meşrutiyet adımlarını “devrim”

(Sürecek)

Similar Posts