Günaydın Umut

Kapılar kapandı ardı ardına, açılmadı.

Bazen “bahtımız gibi” dedik…

Bazen “talih yüzümüze gülmedi” dedik…

“Şansa inanmam” diye direttik.

Umut denen o güç her defasında…

“Kalk ayağa!” diyordu…

Kalk ki sen değil, çeldiriciler sinsin…

Engelleyiciler ürksün…

Umudun varsa ufkun da vardır, cesaretin de metanetin de…

Osmanlı döneminin Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa’nın meşhur bir sözü vardır.

Paşa, Sivas’ın yollarını açarken, “Gidemediğin yol senin değildir” demiş. İlk kazmayı kendi vurmuş Sivas’ın yollarına. Sivas’ı yola kavuşturmuş diye anlatılır.

Devrinin efsane Vali Paşalarının en önde gelenlerindendir.

Ondan sebep umut; gidemediğin yola, çıkamadığın tepeye, dağa benzer.

***

Umudun varsa, umudunu kaybetmemişsen, umut için engel de yoktur, köstek de…

Umut insanı ayağa kaldırır.

Coşku verir.

Tarifsiz bir heyecan kaplar umudu olanın içini.

“Olmaz, mümkün değil, söz konusu bile değil” benzeri bir yığın umutsuz söze güler geçer umut…

Umudunuz varsa Türk milletine Anadolu kapılarını açmak için Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın yanında bulursunuz kendinizi…

Umudunuz varsa Kutalmışoğlu Süleyman Şah’a katılır, Doğu Roma’dan İznik’i alır, Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurarsınız.

Umudunuz varsa Kılıçarslanlarla Haçlı seferlerini durdurur, Miryokefalon’la Anadolu’ya Türklük mührünü basarsınız…

Umudunuz varsa Ertuğrul’un yanında, Ertuğrul’un ocağında uyanır, oğlu Osman’la tekfurların kalelerini başlarına yıkarsınız.

Umudunuz varsa Gazi Mustafa Kemal Paşa’yla Samsun’a çıkarsınız. Adı Türkiye Cumhuriyeti olan yeni bir devlete ve o devleti ilelebet payidar kılmaya ant içersiniz.

Umut öyle güçlü bir kavramdır ki; vazgeçilecek, askıya alınacak, tereddüt edilecek bir kavram hiç ama hiç olmadı.

Bizleri yaratan, “Kulum, benden umut kesme!” demiyor mu?

O hâlde…

Günaydın umut…

Günaydın umuda…

Günaydın umut için açan o güzel çiçeklere…

Günaydın her sabah umuda açılan o pencerelere…

***

Umutsuz birçok vaka ile yüzleştiğimiz yıllar geçiriyoruz. “Umutsuz vaka” benzetmesinin bu kadar çok tutmasına şaşırmamalı…

Atanamayan gençlerin umutsuzluk denen o açmazın gerçek yüzüyle tanışmaları…

Emekli ve asgari ücretli maaşının kira karşısında çırpınışı…

Derdini anlatmaya çalışanların çalacağı kapıların duvara dönüşmesi…

İnsanımızı sokağa çıkarmayan sokak ekonomisi…

Çaresiz gözyaşlarının tek şahidi olan pazarlar…

Ve her defasında kaybolup giden umutlar…

Sonrası…

Öte yakalılar… Beri yakalılar… Karşı yakalılar… Uzaklardan el sallayanlar…

Artık hiçbir şekilde yanınızda olmayanlar, yanınızda durmayanlar…

“Anlat hele, ne derdin vardı senin?” demeyenler.

“Bizim her şeyden haberimiz var; biliyoruz, farkındayız” kelimelerini cümle aralarına sıkıştıranlar…

Bir yanda umut, bir yanda umutsuz vaka diye yaşananlar…

“Umut her zaman umutsuzluğa galebe çalar” denmiş.

Buna rağmen yaşananlar kolay değil; kolay geçiştirilecek, kolay üstesinden gelinebilecek gibi değil.

İnsanlar tıkanmış… Bunalmış… Yanmış…

“Sağım solum karamsarlarla, umutsuzlarla, kendini çıkmaz sokaklarda kaybolmuş olarak anlatanlarla dolu” diyenlerin çizdiği tabloya hemen birçok yerde şahit oluyoruz diyenler az değil.

Umut bize hasret, biz umuda…

***

Umutsuzluk denen bir kara bulut başımızın üzerinde dönüp durdukça, haliyle soruların ardı arkası kesmiyor.

Umut nerede? Nereye kayboldu? Var mı umudu bir gören, tanıyan, onunla konuşan, tanışan?

Umut, kendinde ayrıcalık olduğunu düşünenlere ait bir nesne değil.

Umut; yetimin de öksüzün de kimsesizin de çaresizin de vazgeçilmezi.

Zapturapt altına alınamayan, sahiplenilemeyen, “benden başkasının olamaz” denilen bir şey hiç değil.

Umut ezilmişlere, gariplere en başta lazım.

Umut, umutsuzluğun “hadi bana eyvallah” dediği o ayrılık anında açan bir çiçek aslında…

Umut, geri dönüş…

Umut, silkiniş…

Umut, diriliş…

Umut, karşı duruş…

Umut; doksan artı bilmem kaçın son dakikasında, hakem saatine bakarken “gol” olan o son vuruş…

***

Umut; kör ışıklı bir tünelde kör ışıklı bir mumla, kör ışıklı bir kandille yürümeye çalışanların o efsane çıkış noktasını bulması…

Ne diyorduk…

Günaydın umut…

Efendim, “çıkmaz sokaklarda beyhude bir şekilde tahlil ve münakaşa etmeye kalkarsanız akşam olur” demişler.

Çıkmazda…

Olmazda…

“Bu kapı sana açılmaz” denen sokakta umut aranır mı?

Umuda günaydın deyip düşmek lazım yola…

Umut olmadan yaşayanı gördünüz mü?

Görmedik görmesine de…

Biz çok şeyi unuttuk…

Önce kendimizi…

Sonra birbirimizi…

Umudu dahi ayırmışız parçalara…

Senin umudun, benim umudum, onun umudu, ötekinin berikinin umudu.

Umut hoştur, yolu virajdır, yolu yokuştur, umudu pay etmek boştur.

Gerisi boşa bir koşuşturma, boşa bir koşuştur.

Ne mi diyelim?

“Günaydın umut” diyelim de dönelim kendimize, dönelim özümüze…

***

Ne demiş atalar?

“Çıkmayan canda son bir umut…”

Duman içi dağlarda kaldık da çıkmadık mı?

Sislerin arasından kaç kere kurtulmadık mı?

Dağları tepeleri aştık, en dik yokuşları çıktık; geçitler, vadiler yol vermedi mi?

Yaylalar halı misali serilmedi mi önümüze?

Kapkara karanlıklara şimşekler çakıp dağıtmadı mı o bulutları?

Göstermedi mi güneş yüzünü?

Günaydın umut…

Günaydın umuda…

Similar Posts

  • Kimlik ve İdeoloji-1

    Meşale Dergisi’nin yayın hayatına başladığını öğrendim. Türk dünyasına katkı sunacağına olan inancımla, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu olan Türk Ulusu’nun sistemli bir şekilde dışlandığı, toplumun ise kutuplara ayrıldığı sıkıntılı bir dönemi yaşıyoruz. Elbette bu sıkıntılar yalnızca son yirmi yılın sonucu değildir; ancak bugün, tüm kesimlerini etkileyen ve toplumu keskin kutuplara ayıran…

  • ŞEHİR VE İNSAN

    Şehir insana benzer, insan şehire..Yüksek bir yerden bir şehre bakarsanız şehrin manzarasında, siluetinde o şehrin mimarisinden hangi millete ait olduğunu anlarsınız.Şairinin de dediği gibi “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” Evet şuan İstanbul’a uzaktan bakan biri daha önce hiç gelmemiş yaşamamış olsa bile o heybetli yüzyıllık camilerin kubbe ve minarelerinden, yapılarının mimari özelliklerinden şehrin…

  • Yaparsa Kim Yapar?

    Dini bütün (!) kardeşlerimizin iş başına gelmesinden sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ticaretin tamamı, kandırma veya yanıltma üzerine kurulu. Bu konudaki kritik kelimeleri zaman zaman satırlarımıza taşıyoruz. Bugün de “Varan”ı gündeme aldık… Sondan başlayalım. Bu kelimeyi gördüğünüz an, geri durmayıp ilgi duyduğunuz an, tezgaha düşmüşsünüz demektir. Şimdi de bir akaryakıt dağıtım şirketi aynı tuzağı, sayın halkımızın…

  • ABD’nin “Sopası” Olmak!..

    Askerleriyle değil, terör örgütleri, tehdit veya parayla gelme şeklindeki yöntem değişikliği dışında, ülkemiz üzerindeki emellerinden milim sapmayan emperyalistler, Atatürk’ün onlarla mücadele için başkent yaptığı Ankara’ya topluca gelerek yiyip içtiler, TBMM’yi kapattırdılar ve biz Seymenlerin torunlarına binbir eziyet çektirterek gittiler. Erdoğan’ın başkonuğu Trump’ın Anıtkabir’e gitmemesini dert edenler var. Buradaki sömürge valisinin ağzından, “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız” şikâyetinde bulunan,…

  • teslim olmak nedir

    Sonunda teslim olmak, kontrolü bırakmak demektir. Ne olursa olsun, içinden geçenle kalmak. Birinin ellerine düşmek, ama düşerken bile özgür olmak. Ve belki de aşk, tam olarak burada başlar: Kontrolün bittiği, güvenin başladığı yerde. Teslim olmak… Bir yenilgi midir, yoksa bir bilgelik mi? Kimi için diz çökmek, kimi için kanat açmaktır. Ama her hâlükârda, bir direnç hâlinden vazgeçmektir. Kalbin boyun eğmesidir, mantığın…

  • Kimlik ve ideoloji_ 4

    Kimlik ve ideoloji_ devamla Burada yazımıza Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bağı sorgulamak istedik. Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasındaki Bağ Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkinin niteliği, Karşı Devrim sürecinde en çok tartışılan konuların merkezinde yer almıştır. Bir kesim Osmanlı Devleti’ni tümden yok sayarak, yapılan her şeyin Cumhuriyet ile gerçekleştiğini ileri sürmekte;…