“Ağla Gözlerim Sızla Gözlerim”

Ne diyordu bir başka güzel şarkı, “Hep ağlattı beni kaderim”

Kaderden, felekten dem vura vura geçen ömürler anlatılır kendimizi bildik bileli…

Kahredenler, hayata küsenler, feryadını, çığlıklarını kalbine gömenler öyle içli öyle kederli öyle hüzünlü satırlar yazdılar ki bugüne kadar…

Gözyaşları sel oldu…

Bu dünyaya ağlamaya mı geldik diyenler de görüşlerini dile getirdiler her fırsatta…

Allah ağlatmasın, herkesin yüzünü güldürsün diyenler arasında olmayan, “Âmin” demeyen var mı?

“Ağlaya ağlaya gözlerime kan doldu” diyen sözler de bize ait.

“Bölemedim felek ile kozumu” diyen satırlarda…

Güle oynaya diye başlayan hiç mi bir şeyler yok?

Acılardan mı beslenen bir toplum olduk çıktık anlaşılır gibi değil…

*****

Üzülmek, kederlenmek, efkârlanmak bizde…

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır demek bizde…

Ah çekmek bizde…

Ah etmek bizde…

Ağlamak, çırpınmak bizde…

Güldür bizi yarabbi, güldür yüzümüzü diye dualar etmiyor muyuz artık?

Neden bu denli karamsar olduk?

Neden bu denli içimize kapandık?

Bir zamanlar yüzümüze baktığında derdimizi anlayan büyüklerimiz vardı.

Biz ezelden mahcup, derdini söyleyemeyen, sorulmadan derdini anlatmayan bir milletin çocuklarıyız.

Bizi anlasınlar görsünler demişiz kapatmışız kendimizi.

Biz neden mi böyleyiz?

Böyleyiz işte…

Bu milletin fakiri fukarası ben fakirim fukarayım demez, ar eder.

Bir zamanlar bizi anlayanlar vardı, gözetenler, kollayanlar vardı, biz demeden elini uzatan, elimizden tutanlar vardı.

*****

Türk Milletine ait olmadığına inandığım bir deyim var, “Ağlamayan çocuğa meme vermezler” Fakir fukara bu sözden sonra aranmadı, bulunmadı, unutuldu. Yaygara edenler, kapılarda yatanlar, aralara birilerini sokup sokuşturanlar, goygoycular, fakir fukaranın önüne geçtiler.

Ondan sonra, hani nerde fakir, neden ben o fakirleri göremiyorum benzeri laflar icat oldu…

O saçları bembeyaz olanlardan biz ne yaptık, nerede ne yanlışlar yaptık, hangi fakirin fukaranın hakkına girdik diyenler oldu mu, bu yapılanları hatırladılar mı acaba?

Bizleri yaralayan çektiğimiz onca cefaya karşılık vefa görmeyişimiz oldu.

Bu vefasızlık içimize işledi.

Kimi yârdan görmedi vefa…Kimi dosttan…Kimi akrabadan…Kimi en yakınlarından…

İnsanımız ise güvendiği dağlara kar yağdıranlardan göremedi o vefayı…

Şarkının bir dizesinde ne diyordu?

“Böyle değildim bana ne oldu”

Evet, biz böyle değildik…

Güler yüzlü, anlayışlı, birbirini seven, sayan, elinden tutan, sevdikleriyle birlikte gülen ağlayan…

Aralara hiç bilmediğimiz soğukluklar girdi…

Görünmez bir el girdi karıştırdı ortalığı, bulandırdı suları, kardeşi kardeşe hasım etti, rakip etti, küstürdü, daha da ileri gitti, düşman etti. Araya kin girdi, öfke girdi, nefret girdi.

İşler şirazeden çıktı, kantarın topuzu öyle bir kaçtı ki, ne toplama imkânı kaldı ne de dağılanı toparlayabilme…

*****

Aynaya baktık, saç beyaz oldu olmasına amma,

Barışmak gelmedi kimsenin aklına…

Kim yaptı bize bunu diye kimse önünü ardını araştırmadı.

Kapıyı vuran çıktı gitti.

Karıştıran elin istediği tamda buydu…

Öfkeleri, hırsları, egoları öyle bir kullandı ki, işin içinden çıkılamayacak bir hale geldi her şey…

Ağla gözlerim dense de boş, sızla gözlerim de…

Ağlamanın sızlamanın kâr etmediği günlere kaldık.

Sil gözünün yaşını, bırak ağladığın günleri, bırak dünü, gel bugüne denilenlerin dünden bugüne gelme niyetleri yok…

Düne razılar…

Dünde kalmaya, dün denen o çizgiden o bağdan, o saplantıdan kurtulma gibi bir niyetleri de yok…

Aynaya bakanlar, artık o beyaz saçlarına da aldırmıyorlar.

Nasıl bu hale geldiklerini sorgulamıyorlar…

Hatta aldırdıkları da söylenemez…

Vaktinden önce saçımız beyazladı, lakin biz nasıl bu hale geldik, ne oldu bize, arada ne unuttuk, neyi kaybettik, neyi nerede bıraktık, kimi üzdük, kimin kalbini kırdık da bu hale geldik, bu hallere düştük demiyorlar.

*****

Hayatımız geçip gitse de görmediğimizdir sefa. Yalan dünyada var mı ki vefa?

Vefayı bizimle yan yana getirmenin artık pek de mümkün olmadığı bir zamandayız.

Vefa gösterenlerin parmakla gösterilecek kadar az olduğunu da yine kendimiz söylüyoruz.

Mevlânâ vefa için sekiz yüz yıl ötesinden demiş ki;

“Vefa nedir, bilir misin?

Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır.

Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır.

Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.”

Kim demiş vefa, İstanbul’da bir semt adıdır diye…

Kim demiş vefa, bir boza markasıdır diye…

Kim demiş vefa, bir zamanlar ünlü bir futbol takımımızın adıdır diye…

Vefayı bırakırsan vefayı küstürürsen, vefanın kalbini kırarsan o vefa uzaklarda kalan bir his, dost ise eski şarkılardan bir iz oluverir, rahmetli Zeki Müren’in şarkısında olduğu gibi…

Sonunda bulamadım gitti dersiniz. Aynaya nasıl bakıyoruz, ne görüyoruz o aynada soruları cevapsız.

*****

Ne neşe kaldı ne emel…

Darmaduman her şey sarsıldı temel…

Biz güleriz ağlanacak halimize denir ya hani…

Başka da ne yapalım yani…

Maaş kiraya yetmez, bin lira bir Pazar parası etmez…Bu borç harçla bu hayat gitmez…

Ayna ne yapsın halimize?

Ne desin?

Ne söylesin?

Hangi birimizi teselli etsin?

Eylül yirmi dokuz, eylül otuz…

Ekim kasım aralık…

Mevzu çok kalabalık…

Eylül veda ederken, soğuk günler kapımıza geldi dayandı. Havaların soğuması demek, kış geldi demek, zam demek, doğalgaz demek, soba demek odun-kömür demek…

Yazın yandık, kışın donduk misali tekerlemeler, laflar kendimizi bildik bileli herkesin dilinde…Kimi neşesinden söyler, kimi derdinden kederinden…

*****

Dert ve keder keşke kader olmasaydı…

Havanın kasveti…

İnsanların dışarı vurduğu vuramadığı efkarı…

Evde kalsak duvarların üstümüze-üstümüze geldiği, kendimizi dışarıya atsak çözümsüzlüklerin tam ortasına düştüğümüz bir dönem.

Nasıl anlatılır, nasıl çözülür bilemiyorsunuz.

Ağlayan gözler, sızlayan gözler halimize ne kadar çare? Ne yapsın ağla dediğimiz, sızla dediğimiz o iki biçare?

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir